Bulvar Palas: Geçmiş Zamanın İzinde

Ankara'nın en nazik yapılarından biriydi Bulvar Palas, en çok özlediğim ve en büyük yanılsamanın nesnesi. Yeninin asla bir daha eskiyi inşa edemeyeceğini kanıtlayan ve bir Ankaralı olarak geçmişle çok da dalaşmamak gerektiğini bize söyleyen bir deneme.

Bulvar Palas: Geçmiş Zamanın İzinde

Ankara'nın en nazik yapılarından biriydi Bulvar Palas, en çok özlediğim ve en büyük yanılsamanın nesnesi. Yeninin asla bir daha eskiyi inşa edemeyeceğini kanıtlayan ve bir Ankaralı olarak geçmişle çok da dalaşmamak gerektiğini bize söyleyen bir deneme.

Bu blog, iki amacı taşıyor, birincisi, instagram'da kelimelerin anlamının çok da varlık gösteremediğini düşünüyorum. Kelimelerle imgeleri kavuşturan bir yeri düşünüyordum bir zamandır, bilhassa köye gittiğimden beri. Belki bu mini-blog bu işlevi görebilir.

İkincisi, esas blogun belirli sınırları var, tamam, bir akademik makale değil, ancak, onun da kendi içinde kendi hâddi var. Biraz daha serbest akışa pek de müsamaha gösterecek bir yer değil.

İki amaç demiştim, üçüncüsünü de serdedeyim, yeni bir blog altyapısını, ghost'u deniyorum burada. Yıllardır wordpress kurup kaldırmak çok keyifliydi, ancak, basit bir sorun var ve her açtığımda wordpress'le hemhâl olmaktan beni alıkoyan. Bir şeyler yazıyorsanız, zihninizden süzülen kelimelerin ekranda yansımasını görmek istersiniz. Kalem ve kağıdın harikulâde birliği buna benzer, beyaz -veya sarı- zemine değen her şey bir metne dökülür, hızınızın tek limiti sizin elinizin kabiliyetidir.

Wordpress, ya çok basit ve sade -biraz da çirkin- ve hızlı, ya da çok ama çok güzel, komplike ve yavaş. Gutenberg işleri çözmek yerine daha da kötü hâle getirdi sanki.

Bu da bir imge bin kelimenin üçüncü amacı. Bir deneme, serbest akışa dair bir ihtiraslı sayıklama.

Dördüncü amacı, hakiki ilk iki amacından ziyade, bir kelime bir işlemin televizyonda çıktığı zamana dair bir hafıza idmanı. Yazmak, hafıza idmanından başka bir şey değil - ötesi olduğu zaman, idmandan çıkıp gerçekten bir maça dönüşüyor, kimseye öylesi bir hırsa tavsiye etmem. Knaussgard'ı pek az okudum, bildungsromanı biraz Mann'dan biraz da Flaubert'den bilirim, daha çok Flaubert'den. İnstagram postalarının çoğunluğu kayıp bir zamanın izinden koşumun yansımaları aslında. Hafızanın zihinde bıraktığı izler fazlasıyla idealize edilmiş anılarla ilintili.

Bir Ankaralı olarak geçmişin izlerini sırtında taşımanın ne demek olduğunu bilen az sayıda şanslı insandan biriyim. Bugün kızıma Anıtkabir'in önüne park ettiğimizin arabadan çıkarken Anıtkabir'in ne demek olduğunu anlatmaya çalışırken buldum kendimi. Ne anlatmaya çalıştığımın ben de pek ayırdında olmayabilirim, dört yaşında bir çocuğa ölümün ve ölünün arkasında bıraktıklarının ne anlama geldiğini anlatmakta çok başarılı olduğumu iddia edemem. Ancak, farkına vardığım şey, bir sürü diğer şehrin aksine -İstanbul, Bursa, Edremit, şimdilerde Antep ve herhalde kısmen Sinop'la Karaman hariç- Ankara'da hafızanın hatrına ayakta kalabildiğimiz gerçeği.